Ferit Edgü Hakkari’de Bir Mevsim

Bu yazımda sizlere beyaz perdeye aktarılmış şiirsel bir anlatım ile ustalıkla yazılmış bir başyapıttan bahsedeceğim. Ferit Edgü kaleminden dökülmüş gerçek ile hayal arasında gidip gelen büyüleyici bir şiirsel masal…

Hakkari’de Bir Mevsim kitabı ile ilgili en güzel yorumu Melih Cevdet Anday yapmıştır ; “Hakkari’de Bir Mevsim, sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü’nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamını çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü “O” gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor.”

Filmi 1984 yılında Berlin Film Festivalinde dört ödül birden almış ve Çince, Japonca da dahil olmak üzere bir çok dünya dillerine çevrilmiş tüm edebiyat otoriterlerinden tam not almış bir kitap “Hakkari’de Bir Mevsim”

DÜNYADAN YANKILARI :

Bu benzersiz kitap, okuru yavaş yavaş kendi içine çekiyor. Okuyucunun karşı koyamadığı gizemli bir çekicilik bu. Anlatılan ‘öykü’ hiçbir şeye bağlanmıyor hiçbir yere varmıyor. Sessizce kendi varlığını kabul ettiriyor. Hiçbir şey ‘söylemiyor’ ama oldukça kişinin en gizli köşelerini varıyorsunuz… (La Presse Française – Paris)

Hakkari’de Bir Mevsim, bir romandan çok, şiir yanı ağır basan bir ezgi. Ferit Edgü dünyamızı kangrenleştiren bu saçmalıktan, çağdaş ahlakçılarımızın önerdiklerinden çok farklı bir hümanizme doğabileceğini gösteriyor. (La Liberte Dimanche – Paris)

Hakkari’de Bir Mevsim, yalın ve atılgan bir yazış, zira bir insanın hem en dayanıksız hem en dayanıklı uçlarına yöneliyor ve o uçlara varıyor. “kendimi kurtarmak için yazıyorum” diyor yazar yaşama karşı soylu bir çağrı!. (Revolution – Paris)

Hakkari’de Bir Mevsim’in dili, bir çeviriden okumanıza karşın, son derece düzgün bir dil, öylesine ki, öykünün içinde yer alan şiirsel bölümleri hiç yadırgamadan, doğal bir akış içinde okuyoruz…Bu kitaptan biraz sersemlemiş gibi çıkıyoruz, sanki çok uzaklarda, bir dağ köyünde uzun bir süre yaşamışız gibi… (Le Soir – Brüksel)

Kimi kitaplar, okur tarafından vakit geçirmek için edilgen bir biçimde okunur. Bazı kitaplarda vardır, yazarlarla bir diyalog yaratır ya da sesizliği ve iç yanıtları getirir. Hakkari’de Bir Mevsim, bu tür romanlardan… (Jeune Afrique – Paris)

Bizde benzeri olmayan bir roman… (La Quinzaine Litteraire – Paris )

Ferit Edgü’nün üslubu son derece bilinçli soğuğu, yoksulluğu, yalnızlığı, köylülerle öğretmen arasındaki saygılı ilişkiyi anlatırken deneysel edebiyatın en ilginç örneğini veriyor… (Westfaellischer Anzeiger)

Yazar gerçeği görünür duruma getirmeyi başarıyor, bunu istemediği bir şey yaparak sağlıyor, yani fotoğraf çekerek, sözcüklerle resim çizerek. Hiçbir kameranın çekemeyeceği biçimde görüntülüyor dış yaşamı ile kendi içsel yaşamını. Kitap büyük bir resim bir deneyin anlatımı ve belgelenmesi… (Tas)

Ferit Edgü kendine bir haz şiirsellikle yazıyor, kökleri ülkesinin anlatı geleneğinden çok Kafka ve gerçeküstücülüğe uzanan bir şiirsellik bu… (Tagesanzeiger)

Bende artık bir alışkanlık haline gelen bir şey var ; bir kitabı okurken etkilendiğim veya beğendiğim cümlelerin önce altını tükenmez kalemle çizer daha sonra ise fosforlu kalemle belirgin hale getiririm.

Hakkari’de Bir Mevsim kitabında beğendiğim ve altını çizdiğim cümleleri aşağıda yazdım. Kitap Sel Yayıncılık tarafından çıkarılmış 33. Baskı bir kitap, öyle çok uzun bir kitap değil hele de yazım şekli de anlatım şekli gibi şiirsel olunca daha bir kısa kitap haline geliyor. 198 sayfadan oluşan bu kitabı şiirsel akıcılığı sayesinde çok rahat bir gün içerisinde okuyup bitirebilirsiniz. Çünkü kitap sizi adeta içine çekiyor bu şiirsel masalımsı kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Benim için sadece tek bir şey kaldı 1984 Berlin Film Festivalinde dört ödül birden almış olan “Hakkari’de Bir Mevsim” filmini izlemek…

Ferit Edgü ve Hakkari’de Bir Mevsim Kitabının Bende Bıraktığı Yankıları :

Hep iyi şeyler öğretirsin. Çünkü bizim çocuklarımız, bütün çocuklar gibi iyidir.

İçimde büyüyen boşluğun içinde yalnızdım.

Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi…

Yokluğu yaşamış olmak gibi bir şey…

Herkes “kendime gelmek” der, biliyorum, bense kendimi buluyordum. Yitirdiğim kendimi zaman zaman yitirdiğim zaman zaman bulduğum…

Birkaç sayfa okudu, ama yalnız iki cümlenin altını çizdi kurşun kalemle. İki cümleden biri şuydu:”Yolcu bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine”

Fotoğraf çekmek uygarlık demek.

Yaşasın fotoğraf! Yaşasın bana bunları yazdıran sevgilim! Yaşasın içine sıçtığım uygarlıklar! Onlar için yaşasın!…

Yazmak mı, okumak mı? Okumak mı, yazmak mı? Okumak mı, düşünmek mi? Düşünmek mi, yazmak mı? Koşmak mı, yürümek mi? Konuşmak mı, susmak mı? Bıkmak, yorulmak, yeter demek, dayanamayacağım demek, yeter demek mi? Yoksa ben bu işin içine …. mi?

İnsanoğlu kendisine yetmesimi bilseydi, önemli bir sorunu çözümlemiş olurdu.

İzin verin çıldırayım sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben çıldırayım. Biraz da dağ başlarında çıldırayım. Çünkü burada, bu koşullarda, anca çıldırılarak sürdürülebilir yaşam.
Çırılçıplak, sütünde bitki bitmeyen kayalarla çevrili, çaresiz insanların yaşadığı bu soğuk yeryüzü cennetini, insanların, tezekler tükettiğinde, kendi soluklarıyla ısındıkları bu dağ başı köyünü…

Ne yaparsın yazmak güçsüzlük, demiş atalarımız.

Bazı gerçeklerin, bazı gerçekleri unutturduğunu gördüm burada…

Bu Yazılarda Hoşunuza Gidebilir....

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir